|

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı
Sayın Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN'ın
17. MİLLİ
EĞİTİM ŞÛRASI
AÇILIŞ KONUŞMASI
Sayın
Başbakan Yardımcımız, Sayın Milli Eğitim
Bakanımız, Sayın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim
Bakanımız, Şûranın Değerli Üyeleri,
Değerli Katılımcılar ve İzleyiciler,
Basınımızın Değerli Mensupları;
17. Millî Eğitim Şûrasının Genel Kurul
çalışmalarına hoş geldiniz.
Ülkemizi 21. yüzyıla taşıyacak olan
Milli Eğitim Sistemimizin geleceğine yön
vermek üzere önde gelen
eğitimcilerimizle, kamu ve sivil toplum
kuruluşlarımızın değerli temsilcileri
ile bir araya gelmiş bulunmaktayız.
Büyük önder Atatürk Sakarya Harbi’nin
yaşanmakta olduğu ve düşman askerlerinin
Eskişehir’e kadar dayandığı günlerde
16-21 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da
Maarif Kongresini toplamış ve kendisi de
bizzat cepheden gelerek açılışını
yapmıştı.
Ulu önderimiz açılış konuşmasında;
“millî bir terbiye programı”, “eğitim
örgütünün verimli kılınması”, “öğretim
ve eğitim yöntemlerinin ulusu
kalkındırmak için yetersiz kaldığı”,
“programların ve kitapların
hurafelerden, yabancı fikirlerden, dış
etkilerden arındırılıp ulusal
karakterimiz ve tarihimizle uyumlu
içeriklere kavuşturulması”,
“çocuklarımıza yabancı unsurlarla
bilinçli mücadele fikrinin aşılanması”,
“eski yöntemlerin tamamen bırakılarak
yeni bir sanat ve marifet yolu
çizilmesi”, “milleti yetiştirmenin
kutsal bir görev olduğu” gibi hususlarda
verdiği direktiflerle yeni kurulmakta
olan Türkiye Cumhuriyetinin eğitim
stratejilerini göstermişti.
85 sene sonra bir araya geldiğimiz 17.
Milli Eğitim Şurasında da aynı ruhun,
heyecanın ve kararlılığın yaşanmasını
temenni ediyorum.
Sayın Katılımcılar ve Değerli
Misafirler,
İlköğretim sonrası eğitim kurumlarından
vatandaşların ilgi, istidat ve
kabiliyetleri ölçüsünde
yararlanacakları, eğitimleri süresince,
bu doğrultuda çeşitli programlara veya
okullara yöneltilerek yetiştirileceği ve
eğitimin bu yöneltmeyi gerçekleştirecek
biçimde düzenleneceği hususları Milli
Eğitim Temel Kanunu’nun temel
ilkelerindendir. Bu ilkelerin günümüz
koşullarında nasıl gerçekleşebileceğinin
tartışılması ve en uygun yönlendirme
yöntemlerinin bulunması gerekmektedir.
Eğitim ve öğretimde değerlendirmenin
sadece “sonuç odaklı” değil aynı zamanda
“süreç odaklı” hale getirilmesinin
taşıdığı önem nedeniyle özellikle eğitim
kademelerinde kazanılan yeterliklerin
kademeler arası yönlendirme ve geçişte
nasıl değerlendirileceğinin belirlenmesi
de önem taşımaktadır.
Ayrıca, uluslar arası ilişkilerdeki
gelişmeler ve AB üyelik sürecinde
çocuklarımızı ulusal ve evrensel
standartlara uygun olarak yetiştirmek ve
onları rekabet edebilir hale
getirebilmek için eğitimsel süreçlerde
uygulanabilecek stratejilerin de
belirlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu nedenlerden dolayı;
Bugün burada, onurlandırdığınız 17.
Millî Eğitim Şûrası’nın gündemini; “Türk
Millî Eğitim Sisteminde Kademeler Arası
Geçişler, Yönlendirme ve Sınav Sistemi
ile Küreselleşme ve Avrupa Birliği
Sürecinde Türk Millî Eğitim Sistemi”
oluşturmaktadır.
Türk milli eğitim sistemi okulöncesinden
yükseköğretime kadar birbirini takip
eden kademelerden oluşmaktadır. Sistem
düşüncesinin gereği olarak eğitim
kademelerini bir diğerinden ayrı
düşünmemek gerekir. Çünkü okulöncesi,
ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim
kademelerinin her biri, bir diğerinin
işlevini doğrudan etkileyen bir çevrim
içindedir. Bu bağlamda, yine sistem
teorisinin gereği olarak okulöncesinden
İlköğretime, ilköğretimden ortaöğretime
ve ortaöğretimden yüksek öğretime
geçişlerin ve bağlantıların en işlevsel
hale gelecek şekilde ele alınması
gerekmektedir.
Türkiye, AB ile bütünleşmeyi bir dönüşüm
projesi olarak harekete geçirmiş
bulunmaktadır. Bu bütünleşmenin
Türkiye’nin yararına olması için
özellikle eğitimde hem düşünsel anlamda
hem de pratik düzeyde bir seri
çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Avrupa Birliği’ne giriş bağlamında bu
şurada bir araya gelen
eğitimcilerimizin, yüz yüze kaldığımız
bu gelişmeler karşısında bizi geleceğe
taşıyacak bir vizyon ortaya
koyacaklarına ve inanıyorum.
Bu çerçevede her eğitim sisteminin,
kendi kültürü ve koşulları olan bir
toplumsal yapının ürünü olduğu gerçeğini
göz ardı etmeyerek dış kaynaklı eğitim
yaklaşımlarını transfer ederken dikkatli
olmalıyız; başka ülkelerin eğitim
modellerini aynen almaktan ziyade,
Atatürk devrimlerinde olduğu gibi kendi
koşullarımız içinde değerlendirerek bize
özgü hale getirmeliyiz.
Eğitim sistemimiz nicel açıdan büyük
gelişme göstermiştir ancak özellikle
zorunlu eğitim kapsamı dışında kalan
okulöncesi, ortaöğretim ve yükseköğretim
kademelerindeki okullaşma oranları
yeterli düzeyde değildir. Okullaşma
oranlarındaki yetersizlikler nedeniyle
özellikle bir sonraki kademeye geçişin
yarattığı stres ve kaygı bir önceki
eğitim kademesindeki eğitim ve öğretimi
olumsuz yönde etkilemektedir.
Dolayısıyla özellikle yükseköğretim
düzeyindeki okullaşma oranının sadece
talebe cevap vermek için değil, aynı
zamanda ortaöğretimde gerçekleştirilen
eğitim ve öğretimin verimli bir şekilde
sürdürülmesi için de yükseltilmesi önem
taşımaktadır.
Eğitimle ilgili model arayışlarında
alışılmış neden sonuç ilişkilerini ileri
sürerek yapılan değerlendirmeler eğitim
adına çözümler üretmeyi
engellemektedir. Unutmayalım ki “A
yapılırsa B olur” önermesi eğitimde
bazen geçerli olmayabilir. Bu bağlamda
eğitimde yaşanan derslik sıkıntısı,
öğretmen ve okul sayısı gibi kaynak
yetersizliğine dayalı sorunları
çözebilmek için de sadece sayıyı
arttırmaya ve oranları iyileştirmeye
yönelik yöntemlere başvurmanın kalıcı
bir çözüm getiremeyeceğini kabul
etmeliyiz. Eğitimin niteliğiyle ve
niceliğiyle ilgili sürdürülebilir
nitelikte iyileştirmeleri sağlamak için
daha farklı modelleri geliştirmemiz ve
uygulamamız gerekir. Eğitimle ilgi
güncel sorunları da bu hassasiyetle ele
almak ve çözmek durumundayız. Öyle ki;
eğitimde öğretmen mi, öğrenci mi,
yerellik mi merkezilik mi gibi ikilemler
etrafında uç duruşlar sergilemeden, hem
öğrencinin, hem de öğretmenin
aktifliğinin değerli olduğu, hem ulusal
birlik ve beraberliğin gerektirdiği
merkezilik, hem de durumsallığın
gerektirdiği yerellik vurgusuna yeteri
kadar yer veren esnek ve kapsayıcı bakış
açılarına imkan vermeliyiz.
Sayın Üyeler ve Değerli Misafirler,
17. Millî Eğitim Şûrası yoğun bir emek
ve çaba ile gerçekleştirilen ön
çalışmalar ile temellendirilmiştir.
Gündemi oluşturan konuların toplumun
geniş kesimlerinin katılımıyla
belirlenmesini takiben, ilk önce 08-16
Haziran 2006 tarihleri arasında
Ankara’da ön komisyon çalışmaları
yapılmıştır.
Daha sonra 81 ilimizde oluşturulan il ve
bölge komisyon çalışmaları
gerçekleştirilmiştir. Bütün bu ön
komisyon çalışmalarında elde edilen
görüşler raporlaştırılarak Şûra
üyelerimize sunulmuştur.
Bugün burada açılışını yaptığımız, Şûra
Genel Kurulu’na katılan üyelerin yüzde
30’u Millî Eğitim Bakanlığı
mensuplarından, yüzde 70’i ise diğer
kamu ve özel kurum, kuruluş ile sivil
toplum temsilcilerinden oluşmaktadır.
Şuraya sağladıkları desteklerden dolayı
Sayın Bakanımıza şükranlarımı arz ediyor
ve özverili emek ve çabalarından dolayı
Şura Genel Sekreterimiz Nazım İrfan
Tanrıkulu ve çalışma arkadaşlarına çok
teşekkür ediyorum.
Şûra çalışmaları boyunca, komisyonlarda
ve Genel Kurulda tartışılacak konular ve
iletilecek görüş ve öneriler, eğitim
sürecimiz içinde, karar ve icra yönünden
çok değerli ve yararlı olacaktır. Şura
Katılımcılarının, düşüncelerini dile
getirirken tanımlanmış gündem başlıkları
ile sınırlı kalmaları acil çözümler
bekleyen eğitim sistemimiz için önem arz
etmektedir.
Şûra katılımcılarının; Yüce Önder
Atatürk’ün ve Maarif Kongresi ile 1.
Heyeti İlmiye Toplantısına katılanların
sahip oldukları heyecan ve dinamizmi
sürdürerek, 17. Milli Eğitim Şurası’na
katkı sağlayacaklarına olan inançla,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Prof. Dr. İrfan Erdoğan
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı
|