Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 

Denklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri Çalıştayı Antalya´da Yapıldı

Denklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri Çalıştayı Antalya´da Yapıldı

         20-22 Aralık 2016 tarihleri arasında Antalya’da Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı ve Birleşmiş Milletler UNHCR komitesi işbirliğince Denklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri Çalıştayı yapıldı. Çalıştaya Kurul Başkanı Alparslan DURMUŞ, Kurul Başkan Yardımcısı Dr. Hüseyin ŞİRİN, Eğitim Politikaları Daire Başkanı Ahmet Vefa GÜLER, Antalya İl Milli Eğitim Müdürü Yüksel ARSLAN, Birleşmiş Milletler UNHCR Komitesi temsilcisi Nur IŞIKLI BABAHAN, Bakanlık birim temsilcileri, 81 İl Millî Eğitim Müdürlüklerinden gelen temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirildi.

         Kurul Başkanı Alparslan DURMUŞ çalıştayda yaptığı konuşmada, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcisi, değerli katılımcılar, meslektaşlarım, çalışma arkadaşlarım hanımefendiler beyefendiler hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum. Burada aslında bugün ve 3 gün boyunca sürecek önemli bir çalışma için bir aradayız. Zira  mülteciler için ağırlıklı olarak  bu konuyu gündemimize taşımış olduk. Mülteciler Yüksek Komiserliği ile beraber yapmamızın sebebi de bu normal şartlarda malumaliniz Kanun Hükmünde Kararname ile beraber KHK 652 ile beraber Bakanlığımızın görev ve teşkilatları hakkında Kanun çerçevesinde öğrencilerin denklik işlemleri ile alakalı iş ve işlemleri yürütmek Talim ve Terbiye Kuruluna verilmiş bir vazife bu yetki bir yönüyle ülkemize yabancı ülkelerden gelen çeşitli çocuklarımızın, gençlerimizin farklı ülkelerden gelen konuklarımızın buradaki sisteme entegrasyonunu sağlayan bir şeydir. Bugünlerde ağırlıklı olarak bu şeyden daha ağır bir sorumluluğu da bünyesinde barındırıyor. Mültecilerle alakalı sorunları da çözmeye çalışıyoruz. Mültecilerle alakalı olan kısmı daha önemli zira iltica etmek zorunda kalmalarının sebebinin arkasında çok önemli bir insani problem vardır. En temel insan hakkı olan yaşama hakkını kaybetme ihtimalinden dolayı bu insanlar doğal olarak ülkelerini terk etmek zorunda kalıyorlar. Topraklarını terk etmek zorunda kalıyorlar. Doğdukları büyüdükleri havasını suyunu tattıkları, eğlendikleri, üzüldükleri, tasayı ve sevinci beraber yaşadıkları toprakları insanların terk etmesi çok acı bir olay mülteci kelimesi melce ile aynı kökten biliyorsunuz ve bu insanlar melce arayışıyla bir yuva, bir çatı arayışıyla buralara gelmişler. Biz ülkemizde bu insanlara gereken ev sahipliğini şimdiye kadar yaptık hamdolsun. Bunun için Allaha ne kadar şükür etsek azdır. Zira ben kendi adıma mülteciliğin ne önemli bir aslında yaranın sonucu olduğunu nasıl bir yara olduğunu birçok vesileyle hep fark etmişimdir. Gurbet çocukluğumdan itibaren babam gurbetteydi.  Gurbette çalışan bir işçiydi. Oradan dolayı gurbetçilik vasıtasıyla ve vesilesiyle biliyordum. Ama iltica etmek durumunda kalmak yani ölüm korkusuyla topraklarını kaybetmenin ötesinde malını kaybetmenin ötesinde canını kaybetme korkusuyla çocuklarının geleceğinin kaybetme korkusuyla insanların topraklarını terk etmesi zorunda kalmasını ilk defa Allah bir daha yaşatmasın 15 Temmuz gecesi fark ettim. Bizim bir arkadaşımızın tabiriyle Kurul Üyelerimizden birisi böyle bir güzel tespitte bulundu. Sık sıkta tekrar ediyorum 15 Temmuza kadar bu vatan babalarımızın bize miras bıraktığı atalarımızın bize miras bıraktıkları vatanımızdı. Ama o gece hepimiz bir millet olarak tapusunu kendi üzerimize aldığımız vatan sahibi olduk. O gece tapuyu biz üzerimize aldık. Tapuyu almak demek şu oldu aslında onu gördüm onun için buradan mültecilere bağladım. Ben o gece oğlumla beraber Boğaziçi Köprüsündeydim. O zaman ki adıyla sonra 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan köprüdeydim. Bir an için kendimi çok yüksek düzeyde bir empati içinde görmüş oldum. Suriyeliler demek ki ayaklarının altında kayan zeminin bu derece farkına varmışlar. Benim vatanım elden gidiyor eyvah duygusunu ilk defa hissettim. Günlük güneşlik bir şekilde yaşadığımız zaman yani güneş her gün doğudan doğup batıdan battığı zaman günlük rutinlerimiz içerisinde bir takım şeylerin kıymetini unutabiliyoruz. Hâlbuki aslında ne kadar harika bir şey ne kadar olağanüstü bir şey güneşin her gün doğudan doğması batıdan batması, balta ile odun kırabilmemiz, kuyudan su çekebilmemiz. Bu olağanüstülüğü unutmamızı birçok başta rutin olmak üzere sebebi var. Bu unutmamızı bize unutturan bir şey aslında mülteciler onun içinde onlar bize Allah’ın emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Onlara merci olmak gerektiğini düşünüyorum. Ülkemin  tüm insanlarına fert fert  bu konuda gösterdikleri büyük ev sahipliği için tüm gönlümden  teşekkür ediyorum. Sizlere de onlara bu noktada verdiğiniz hizmet dolayısıyla çok teşekkür ediyorum. Zira 0-16 yaş arasında ağırlıklı olarak yaklaşık şu anda 400 binden fazla 430 bin küsur öğrenci vardır.  Eğitim çağında çocuk vardır. 0-16 yaş arasındaki bu çocukların hepsinin bizim sistemimize entegre etmemiz gerekiyor. Entegre kelimesini biz özenle kullanıyoruz. Entegre diyoruz. Hiçbir şekilde o insanları bu topraklarda yabancı hissettirmemeye çalışıyoruz.  Bir taraftan dolaysıyla bizim çocuklarımızla aynı şartları aynı imkânları bizim çocuklarımızın sahip oldukları aynı imkânlara ve imkânsızlıklara beraberce sahip olsunlar. Beraberce bunları yaşasınlar istiyoruz. Aynı miktarlarda aynı nitelikte sahip olsunlar istiyoruz. Ama bir taraftan da kendi tarihlerini, toplumlarını, annelerini babalarını kendi sosyal çevrelerini de unutmasınlar da istiyoruz. Yani dolayısıyla bir asimilasyon değil bir entegrasyon derdimiz bu entegrasyonu da bir ev sahibi edasından ziyade bir komşu olarak onlarla beraber yaşamak istiyoruz. Nitekim Hz. Peygamber Mekke’den Medine hicret ettiği zaman oradaki insanlara olan yardımcı dediler. Var olan Medine’deki  insanlara yardımcı dendi yani ensar yardım edenler. Diğerleri de muhacir aslında var oldukları yerleri bir süreliğine terk etmiş olup göç etmeye gelmiş olanlar ama biliyorsunuz Peygamberimiz Medine’yi çok yüksek düzeyde benimsemiş olmasına rağmen çok yüksek düzeyde Medine ile bir kalbi bağ kurmuş olmasına rağmen Mekke’nin yeri her zaman ayrı olmuştur. Mekke’ye her zaman gitmekten zevk almıştır ki ömründe de Medine’ye hicretten sonra Mekke’ye bir kez veda haccı dediğimiz olay vesilesiyle gidebilmiştir. Onun dışında Mekkeliler her zaman onu dışarıda bırakmaya çalışmışlardır. O göç etmeye zorladıkları tavrı sürdürmüşlerdir. Ama Medine ona kucak açmıştır. Bununda karşılığında Peygamberimizin gönlünde yer edinmiştir. Bu Peygamberimizin gönlünde yer edinmesine benzer bir şeyi aslında bütün göç olaylarında biz tarihte tarihi sosyolojik bir olay olarak yaşamaktayız. Bütün medeniyetler büyük göçlerden sonra kurulmuşlardır. Hani Türklerin göç teorisini tarihi olarak yanlış bir açıklama modeli olarak görenler vardır. Bunun farkındayım ama bunun dışında birçok göçle doğmuş olan medeniyeti hatırlayınız.  Mezopotamya çevresinde kurulmuş medeniyetlerin hepsi göç ile kurulmuştur. Dolayısıyla göçün böyle bir yenileyici toplumlara güçlülük ve yenilik aşılayan zenginleştiren bir tarafı da var bunu da fark etmemiz gerekiyor. Yani özetle şunu söylemek istiyorum bir taraftan bizim en tabii ve doğal olması gereken insani borcumuz olan merhamet ve yardımlaşma damarımıza hitap eden ve bu tarafımızı büyüten ve bu tarafımızı derinleştiren bir şey olarak mülteciler bize Allah’ın emanetidir. Bir taraftan da bizim bu dünyadaki mutluluğumuzu refahımızı felahımızı sağlayan bizi yarınlara daha güçlü bir şekilde çıkaracak bir güçtür. Bunun da farkında olmamız gerekiyor. Hem o insanlara hem de kendimize yaptığımız bu iyilik için daha fazla gayret etmemiz gerektiğini daha fazla bu iyilik için çaba sarf etmemiz gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Ben 3 gün sürecek olan bu çalıştay da çok verimli işler yapacağınıza inanıyorum. Allah bu konuda hepinizin yardımcısı olsun. Bu çalışmalar bizim gayretlerimizin birer tecellisi birer tezahürü olarak emeğimizin ve gayretimizin birer sembolü olarak varlar o sembollerin içini doldurmak sadece sembol olarak kalmamasını sağlamak bizim gayretlerimizle olacak bir şeydir. Hepinizi bu konuda en güzel gayreti göstereceğinize inancımla saygıyla selamlıyorum. Hayırlı uğurlu güzel bir çalışma olmasını temennilerimle huzurlarınızdan ayrılıyorum. Çok sağolun çok varolun.

         20-22 Aralık 2016 tarihleri arasında Başkanlığımız Eğitim Politikaları Daire Başkanı Ahmet Vefa GÜLER Başkanlığında çalıştaya katılan Bakanlığımız temsilcileri ile 81 İl Millî Eğitim Müdürlüklerinden gelen katılımcılarla denklik iş ve işlemlerinde beraberliğin sağlanması için denklik başvuru formları düzenlenen denklik belgeleri kılavuzda olmayan ama yoğun bir şekilde gelen ülkelerin diploma örnekleri katılımcılara verilmiştir. Ayrıca çalıştayda 81 İl Millî Eğitim Müdürlüklerinden gelen katılımcılar ve Bakanlığımız temsilcileri ile denklik yönetmeliğinde yapılacak değişiklikler ile ilgili görüşleri alınmıştır.

 

Denklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri ÇalıştayıDenklik Yönetmeliği ve Yabancı Öğrenci İşleri Çalıştayı

 

 

Serhat Mah. 1290. Sokak No.1 06374 Yenimahalle/Ankara TÜRKİYE - 0 (312) 413 43 00

MEB © - Tüm Hakları Saklıdır. Gizlilik, Kullanım ve Telif Hakları bildiriminde belirtilen kurallar çerçevesinde hizmet sunulmaktadır.